Edebiyat

Aristoteles’in “Poetika” Adlı Kitabı Ne Anlatır? Kısa Bir İnceleme

Eserin sunuş bölümünde Ari Çokona ve Ömer Eygün tarafından kaleme alınan 2016 tarihli bir yazı bulunmaktadır. Söz konusu yazıda eserin temel kaynakları ve kolay okunması için gerekli bilgilere yer verilir.

Aristoteles eserin birinci bölümünde şiir sanatının bir taklit oluşunu açıklar. Ancak şiirin taklit oluşu diğer sanatlarınkinden farklıdır. Söz konusu bölümde eserin şiir sanatının bütün türlerini değil yalnızca destan, tragedya ve komedyayı kapsadığı anlaşılır.   İkinci bölümde taklit olduğu ileri sürülen şiirin neyi taklit ettiği üzerine kısaca durulur. Buna göre şiir insan davranışlarını taklit eder. Şiir bu taklit üzerine kurulur. Üçüncü bölümde taklit türleri ele alınır. Aristoteles’e göre kimileri davranışları ve eylemleri taklit ederken kimileri de onun ifadesiyle ağırlığı olan kişileri taklit eder. 

 Dördüncü bölümde şiir sanatının iki sebeple ortaya çıktığı belirtilir. Bunlardan ilk taklittir. İnsanlar çocukluktan itibaren taklit ederler. Bu insanın doğal bir özelliğidir.  Diğeri ise insanın melodi ve ritme olan yatkınlığıdır.   Beşinci bölümde ilk olarak komedyanın taklit özelliği üzerinde durulur. Komedyanın çirkin ve gülünç şeyleri taklit ettiği belirtilir. Sonrasında ise tragedya ile destan karşılaştırması yapılır. İkisi arasında birçok benzerlik varken kimi farklılıklar da söz konusudur. Buna göre destan uzunken tragedya genellikler bir günlük olayları kapsar. Aynı zamanda destanda bulunan her şey tragedyada da bulunur. Ancak tragedyada bulunan her şey destanda bulunmaz. Altıncı bölüm tragedyanın tanımıyla başlar. “Tragedya, acıma ve korku yoluyla bu gibi duygulardan bir arınma sağlamak için, ağırlığı olan, tamamlanmış, belirli uzunluğa sahip olan bir eylemin, her bölümünde ayrı ayrı biçimlerde çeşitlendirilmiş bir dil kullanarak anlatı aracılığıyla değil, davranışlarda bulunan insanlar aracılığıyla taklit edilmesidir (s.15). Yazının devamında tragedyanın altı zorunlu ögesi sıralanır: öykü, karakterler, dil kullanımı, düşünce, görsellik ve şarkıdır. Aristotales, bu ögeleri açıklarken tragedya için olay örgüsünün de oldukça önemli olduğunu belirtir.  

 Yedinci bölümde olay örgüsü ele alınır. Burada işlenen temel husus olay örgüsünün nasıl olması gerektiğidir. Aynı zamanda öykünün ne uzun ne de kısa olması gerektiği belirtilir.  Sekizinci bölümde öykünün eylemin taklidi olduğu belirtilerek birlik ve bütünlük arz etmesi gerektiği belirtilir. Dokuzuncu bölümde ağırlıklı olarak tarih ile tragedya arasındaki ayrım üzerinde durulur. İkisi arasındaki asıl ayrımın birinin ölçülü diğerinin ölçüsüz olması değil, tarihin yaşanmış olayları, tragedyanın ise yaşanması muhtemel olayları anlatmasından kaynaklandığı belirtilir. Devamında iyi bir öykünün nasıl olması ve nasıl bitmesi gerektiği ifade edilir. Onuncu bölümde bazı öykülerin karmaşık bazılarının ise basit olduğu belirtilirken aynı konu anlatılmaya devam edilir.  On birinci bölümde baht dönüşü üzerinde durulur. Buna göre baht dönüşü “eylemlerin tersine dönmesidir, bu dönüş de olasılık ya da zorunluluk esasına göre olur” (s.29). Bununla birlikte yazıda baht dönüşünün nasıl olması gerektiği açıklanır. On ikinci bölümde tragedyanın nicelik açısından ayrılmış bölümleri açıklanır. Söz konusu bölümler şunlardır: ilk söz, ara öykü, çıkış ve koro şarkısı; koro şarkısı da giriş şarkısı ve sabit şarkı olmak üzere ikiye ayrılır.  

On üçüncü bölümde iyi bir tragedyanın nasıl olması gerektiği açıklanır. İyi bir tragedya basit değil karmaşık olmalıdır. Aynı zamanda acıma ve korku uyandıran duyguların taklidi olmalıdır. On dördüncü bölümde aynı konu sürdürülür. Acıma ve korkma duygularının görsellikle veya olay örgüsü ile uyandırılabileceği ifade edilir. Ancak olması gerekenin söz konusu duygularının olay örgüsü ile uyandırmak olduğu belirtilir.  On beşinci bölümde karakterler üzerinde durulur. Karakterler konusunda dört şeyin amaçlanması gerektiği ifade edilir. Bunlardan ilki karakterin iyi olmasıdır. İkincisi uygunluk, üçüncüsü benzerlik ve dördüncüsü ise tutarlılıktır. On altıncı bölümde tanıma türleri ele alınır. Bunlardan ilki işaretler aracılığıyla tanımadır. Bunun en az sanatsal olduğu ve çaresizlikten dolayı tercih edildiği belirtilir. İkincisi ise ozanın uydurduğu tanımadır. Bu da sanatsal değildir. Üçüncüsü hatırlama yoluyla tanımayken dördüncüsü izleyicinin yanlış çıkarım yapmasıyla ortaya çıkan tanımadır. Ancak en iyi tanıma olayların kendisinden doğan ve olası olaylardan hareketle ortaya çıkan tanımadır. On yedinci bölümde dile getirilen önemli husus, dilin tragedya nasıl olması gerektiğidir. Buna göre ozan öyküleri dil aracılığıyla işlerken olayları olabildiğince gözünde canlandırmalıdır. Olayları sanki yanı başında oluyormuş gibi gören kişi neyin yakışacağını en iyi şekilde keşfeder ve iç çelişkileri daha az gözden kaçırır.  

On sekizinci bölümde tragedyanın düğüm ve çözüm bölümlerinin önemi üzerinde durulur. Bu bölümler baht dönüşüne göre şekillenmektedir. On dokuzuncu bölümde düşünce unsuru üzerinde durulmayacağı belirtilirken dil kullanımının şekillerinin ise oyunculuk sanatıyla ilgili olduğu ifade edilir. Söz konusu iki unsur yazının kapsam alanının dışında bırakılır. Yirminci bölümde dil kullanım ögeleri üzerinde durulur. Bunlar: harf, hece, bağlaç, ad, fiil, tanımlık, çekim ve sözdür. Yirmi birinci bölümde metaforlardan söz eder. Örneğin “akşam” bir metafordur. Günün sonuna karşılık gelirken aynı zamanda yaşamın sonu ile de ilişkilendirilebilir.  Yirmi ikinci bölümde dilin nasıl olması gerektiği açıklanır. Buna göre dil basit olmamalı aynı zamanda da yavan da olmamalıdır. Dil ağır başlı olmalıdır. Böyle bir dil beylik laflardan uzak ve yabancılık taşıyan kelimelerle olur. Yerel sözcükler, metaforlar, süslemeler dili beylik laflardan kurtardığı gibi ağır başlı olmasını da sağlar. Yirmi üçüncü bölümde öykünün haz uyandırması için dramatik yapıya sahip olmalı, bütünlüklü, tamamlanmış, başı, ortası ve sonu olan tek bir eyleme sahip olmalıdır.

Yirmi dördüncü bölümde tragedya ile destanın ayrımına bir kez daha dönülür. Aynı zamanda destanın da başı ile sonunun bütünlük sağlaması için kısa olması gerektiği belirtilir. Dize sayısı da tek seferde okunmaya uygun olmalıdır.  Yirmi beşinci bölümde taklit meselesine yeniden dönülür. Ozanın da bir ressam gibi geçmişte ya da şimdi olanları taklit eder, anlatılanları ve kanıları taklit eder. Bunları yaparken metaforları ve dilin diğer özelliklerini kullanır. Yirmi altıncı ve son bölümde tragedyadaki taklidin mi yoksa destandaki taklidin mi daha iyi olduğu sorusuna yanıt aranır. Bu sorunun yanıtının söz konusu türlerin kendisiyle ilgili olmadığı oyuncularla ilgili olduğu belirtilir. Tragedyanın destan ile karşılaştırması bir kez daha yapılarak tragedyanın birçok açıdan destandan daha üstün olduğu belirtilir. Yazının son paragrafında ise özellikle destan ile tragedyanın ayrımları üzerinde konuşulduğunun altı çizilir. Eserin başında söz konusu eserin tragedya, destan ve komedi üzerine yazıldığı belirtilse de eserde komedi türüne çok az yer verilir. Bunun sebebi eserin kimi yerlerinin okunmaması veya eserin devamının kaybolması olabilir. Son olarak kitabın sonuna yayınevi tarafından çeşitli açıklamalar eklenmiştir. Bu açıklamalar eserin kimi eksiklerini ve çelişkilerini ortaya koyar. 

(İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 104 s., ISBN:978-605-332-664-9)

İdris YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir